Kast Ajansları Kararı ve Müzik Sektörü

Rekabet Kurulu’nun 21.05.2026 tarihli ve 26-19/585-225 sayılı kararına istinaden yayımlanan kast ajansları ve menajerlik sektörüne ilişkin duyuru, doğal olarak daha çok oyuncu, kast ajansı, kast direktörlüğü ve görsel yapım sektörü bakımından tartışma yaratmış durumda.

Duyurudan anlaşıldığı üzere Kurul, Kast Ajansları Derneği ile kast ajansı ve menajerlik sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler hakkında yürüttüğü soruşturmada; ajans komisyon oranları ile hizmet koşullarının birlikte belirlenmesi, rekabete hassas bilgi değişiminde bulunulması ve kast ajanslığı ve menajerlik faaliyetleri ile kast direktörlüğü ve yapımcılık faaliyetlerinin aynı ekonomik bütünlük içinde birlikte yürütülmesi iddialarını incelemiştir. Soruşturma sonucunda Kurul, özellikle komisyon oranları ve hizmet koşullarının birlikte belirlenmesi ile rekabete hassas bilgi değişimi bakımından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmış; bunun yanında pazarda etkin rekabetin tesisi amacıyla kast ajanslığı ve menajerlik faaliyetleri ile kast direktörlüğü ve yapımcılık faaliyetlerinin birlikte yürütülmemesine yönelik birtakım yükümlülükler getirmiştir.

Karar her ne kadar dizi ve film sektörüne ilişkin olsa da kararda ele alınan bazı rekabetçi endişelerin yalnızca bu sektörle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Özellikle yetenek veya sanatçı temsilciliği ile yapım, organizasyon, booking, sosyal medya yönetimi ve reklamcılık faaliyetlerinin aynı yapı içinde yürütüldüğü diğer yaratıcı sektörler bakımından da kararın dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu çerçevede müzik sektörü, kararın dolaylı etkileri bakımından ayrıca üzerinde durulması gereken alanlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde müzik yapımcıları, özellikle streaming gelirlerinin fiziki albüm satışları dönemine kıyasla sınırlı kaldığı dikkate alındığında, fonogram gelirlerinin ötesine geçerek sanatçı menajerliği, konser organizasyonu ve reklam işbirlikleri gibi alanlardan da gelir elde elde etmeye çalışmaktadır. Uygulamada “360 derece sözleşmeler” olarak karşımıza çıkan bu yapılar, bir noktaya kadar ticari açıdan anlaşılabilir olmakla birlikte, her zaman sanatçının menfaatiyle birebir örtüşmeyen farklı ticari amaçları aynı yapı içinde bir araya getirmektedir.

Bu durum özellikle üç rekabet hukuku riskini gündeme getirebilir:

  • İlk olarak, sanatçıya erişim rakip yapım şirketleri veya rakip organizatörler aleyhine stratejik biçimde kullanılabilir. Bir yapım şirketi aynı zamanda sanatçı menajeri ve konser organizatörü ise temsil ettiği sanatçıları kendi organizasyonlarına yönlendirme veya rakip organizatörlere daha ağır koşullar ileri sürme imkânına sahip olabilir.
  • İkinci olarak, organizasyon, festival veya yapım tarafında güçlü olan bir teşebbüs, kendi portföyündeki sanatçılara öncelik tanıyarak rakip menajerlerin temsil ettiği sanatçıların önemli sahne, proje veya görünürlük fırsatlarına erişimini sınırlayabilir.
  • Üçüncü olarak, bağlama ve paketleme uygulamaları gündeme gelebilir. Örneğin çok talep gören bir sanatçının bir festivalde sahne alması, aynı yapının temsil ettiği başka sanatçıların da line-up’a alınması şartına bağlanıyorsa, bu durum belirli koşullarda rekabet hukuku bakımından sorunlu hâle gelebilir. Nitekim Kast Ajansları Kararı’nda bir yeteneğin bir içerikte rol almasının başka yeteneklerin de rol alması şartına bağlanmaması yönünde getirilen yükümlülük, müzik sektörüne uyarlandığında tam da bu tür bir endişeye işaret etmektedir.

Elbette bu değerlendirme, müzik sektöründe menajerlik, yapımcılık ve organizasyon faaliyetlerinin aynı ekonomik bütünlük altında yürütülmesinin kategorik olarak yasak olduğu anlamına gelmez.

Ancak bu yapıların pazar gücü, portföy etkisi, münhasırlık ve bağlama uygulamaları ile birleşmesi hâlinde rekabet hukuku bakımından inceleme konusu yapılması mümkündür.

Bu nedenle Kast Ajansları Kararı’nın müzik sektörü bakımından asıl etkisi, doğrudan bir yasak yaratmasından ziyade, sektördeki yerleşik bazı uygulamaların rekabet hukuku merceğiyle yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmasıdır.

Yapım şirketlerinin hangi faaliyetleri aynı yapı içinde yürüttüğü, sanatçılar ile organizatörler arasındaki ilişkilerde kimin menfaatinin temsil edildiği, popüler sanatçıların başka sanatçılarla birlikte “paketlenip paketlenmediği” ve rakip organizatörlere veya rakip menajerlere eşit ve makul erişim sağlanıp sağlanmadığı bu çerçevede önem kazanacaktır.

Sanatçıyı temsil eden teşebbüs, aynı zamanda sanatçının emeğini ticari olarak kullanan, satın alan veya pazarlayan tarafla bütünleştiğinde, temsil ilişkisinin bağımsızlığı zayıflayabilir ve bu yapı rakipler bakımından dışlayıcı sonuçlar doğurabilir.

Son olarak meselenin yalnızca rekabet hukuku ile sınırlı olmadığı da belirtilmelidir. Özellikle uzun süreli münhasırlık, geniş kapsamlı gelir paylaşımı, ağır cezai şartlar ve sanatçının farklı yapımcı, menajer, organizatör veya marka iş birlikleriyle çalışmasını fiilen zorlaştıran hükümlerle desteklenen sözleşmeler, medeni hukuk bakımından bir “kelepçeleme sözleşmesi” tartışmasını da gündeme getirebilir. Zira bu tür yapılar, sanatçının ekonomik kişiliğini ve mesleki geleceğini serbestçe belirleme imkânını sınırlayabilir; sanatçının yeni fırsatları değerlendirmesini, farklı ticari ilişkiler kurmasını ve kariyerini bağımsız biçimde yönlendirmesini güçleştirebilir.

Bu nedenle müzik sektöründe faaliyet gösteren menajerlik, organizasyon, yapım ve booking şirketlerinin mevcut iş modellerini yeniden gözden geçirmeleri isabetli olacaktır.


Yorum bırakın